kahraman kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kahraman kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2011 Cuma

Nesibe Hâtûn ve Habib bin Zeyd

Habib bin Zeyd hazretleri, Eshab-ı kiramın büyüklerindendir. Babası Zeyd bin Asım el-Ensari, Resulullaha Akabe’de biat eden ilk yetişkinler arasında idi. Annesi Nesibe binti Ka’b (Ümmü Ümâre) müşriklere karşı silah kullanan ilk hanımdı. İşte, Habib bin Zeyd böyle bir evde, böyle bir annenin terbiyesi ile yetişti. Çok küçük olması sebebiyle katılamadığı Bedir ve Uhud savaşları dışındaki savaşlara iştirak etti. Onun dinindeki, davasındaki metanet ve sebatı dillere destandı... 

Annesi Ümmü Ümâre (radıyallahü anhâ) Uhud, Hudeybiye, Hayber Umret-ül-kaza, Huneyn ve Yemâme gazâlarına katıldı. Biatü’r-rıdvân’da hazır bulunmakla şereflendiler. Oğulları Habîb ve Abdullah da Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) bütün gazâlarına iştirak ettiler...

Uhud Savaşı sırasında İbni Kamia isminde bir müşrik Peygamberimize saldırdı ve mübârek başından yaraladı. Ümmü Ümâre de İbni Kâmia’ya saldırdı ve o müşriki ağır yaraladı. Kendisi de on üç yerinden yaralanmıştı. Bunlardan en ağırı, İbn-i Kâmia’nın boynunda açtığı yaraydı. Resûlullah efendimiz, oğlu Abdullah’a bu yarayı sarmasını emredip “Ev halkınızı Allah mübârek kılsın; senin annenin makamı filan ve filanların makamından hayırlıdır. Allah sizin ev halkınıza rahmet etsin!” buyurdular. Bu mübarek kadının yaraları, bir sene tedavi gördükten sonra iyileşti... 


Nesibe Hâtûn, Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) “Yâ Resûlallah Allahü teâlâya duâ edin de Cennette size komşu olayım!” dedi. Peygamber efendimiz “Allahım! Bunları, Cennette bana komşu ve arkadaş et” diye duâ ettiler. Bunun üzerine Ümmü Ümâre: “Bu bana kâfidir. Artık dünyâda ne musîbet gelirse gelsin! dedi...

MÜSEYLEME’YE ESİR DÜŞTÜ!..

Müseylemet-ül Kezzab, yalancı peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkınca, Ümm-i Ümare’nin oğlu Habib, Amman’dan Medine’ye gelirken esir düştü. Müseyleme;
“Benim peygamberliğimi kabul et, seni serbest bırakayım” dedi. Habib onunla alay etmek için; “Ben sağırım, ne söylediğini işitmiyorum” dedi halbuki biraz önce aralarında konuşma geçmişti. Müseyleme onun bu hareketine çok kızarak, tek tek uzuvlarını kestirerek şehit etti...


kaynak: 08 Mart 2008 Cumartesi Türkiye Gazetesi / Vehbi Tülek/ Meşhurların son sözleri /

9 Haziran 2011 Perşembe

Ne­ne Ha­tun ve ­kar­de­şi Ha­san

Ne­ne Ha­tun, 1857’de Er­zu­rum-Pa­sin­ler’e bağ­lı Çe­per­li Kö­yü’nde dün­ya­ya gel­miş­tir. “93 Har­bi” (1877-1878) pat­lak ve­rip de sah­ne­ye çı­ka­ca­ğı ana ka­dar Ne­ne Ha­tun, Ana­do­lu’da­ki di­ğer isim­siz kah­ra­man­lar gi­bi, ken­di hâ­lin­de mü­te­va­zı bir ha­yat sü­ren sı­ra­dan in­san­lar­dan bi­riy­di. Her kah­ra­man gi­bi onu da kah­raman­lık tah­tı­na otur­tan; şart­la­rın va­him­le­şip işin ba­şa düş­tü­ğü gün­ler ol­muş­tur...


BÜ­TÜN DA­DAŞ­LAR ORA­DAY­DI...
Ni­te­kim, or­duy­la be­ra­ber ka­dı­nı-er­ke­ği, gen­ci-ih­ti­ya­rıy­la bü­tün Er­zu­rum hal­kı; 8-9 Ka­sım­da, el­le­ri­ne ge­çir­dik­le­ri bal­ta, sa­tır, tır­pan, kaz­ma, ne bul­du­lar­sa Mos­kof zul­mü­ne kar­şı ta­ri­hi­mi­zin bir al­tın say­fa­sı­nı da­ha yaz­mış­lar ve düş­ma­nı püs­kürt­me­yi ba­şar­mış­lar­dır. Ye­di­den yet­mi­şe bü­tün mil­le­tin or­du­suy­la ke­net­le­şip düş­man iş­gâ­li­ni ber­ta­raf et­mek için gi­riş­ti­ği mü­ca­de­le­le­rin­den bi­ri da­ha şan­la ve şe­ref­le ka­za­nıl­mış­tır.
Arif Bey’in se­nâ et­ti­ği kah­ra­man ka­dın­la­rın ba­şın­da ise, he­nüz ha­ya­tı­nın ba­ha­rı­nı ya­şa­yan Ne­ne Ha­tun ge­li­yor­du.
Ne­ne Ha­tun, Azi­zi­ye’de Mos­kof’a in­dir­dik­le­ri unu­tul­maz dar­be­yi ve ef­sa­ne­vî mü­ca­de­le­nin des­tan­la­şan an­la­rı­nı şöy­le an­la­tı­yor­du:
“Mu­ha­re­be­nin gü­rül­tü­le­ri ile uyan­dık. Ko­cam bal­ta­sı­nı kap­tı­ğı gi­bi dı­şa­rı fır­la­dı. Bi­raz son­ra ba­na dö­ne­rek; ‘Rus­lar tab­ya­la­ra gir­miş, sen ço­cu­ğa bak, ar­kam­dan gel­me. Biz, Rus’u dur­du­ru­ruz!..’ de­di ve git­ti... Bü­tün mem­le­ke­tin bo­şal­dı­ğı, her­ke­sin Rus’u kar­şı­la­ma­ya, va­ta­nı kur­tar­ma­ya git­ti­ği bu­gün, ben na­sıl ev­de ka­la­bi­lir­dim?!. Mi­nik yav­ru­mu Al­lah’a emâ­net ede­rek, ev­de bu­lu­nan sa­tı­rı al­dım ve sel gi­bi akan ka­la­ba­lı­ğa ka­rı­şa­rak tab­ya­la­ra doğ­ru koş­ma­ya baş­la­dım... Me­ci­di­ye Tab­ya­la­rı­nı aşıp düz­lü­ğe in­di­ği­miz za­man, düş­ma­nın ku­lak­la­rı­mı­zı sa­ğır eden tü­fek ateş­le­ri al­tın­da ya­ra­la­na­na, öle­ne bak­ma­dan ile­ri atıl­dık...

“DÜŞ­MA­NI KOV­DUK YA...”
Ba­zen sa­tır­la, ba­zen taş­la vu­ru­yor, önü­mü­ze çı­kan her Rus’u de­vi­re­rek tab­ya­la­ra doğ­ru iler­li­yor­duk. As­ker kar­deş­le­ri­miz bir ta­raf­tan, biz bir ta­raf­tan tab­ya­la­ra gir­dik... Bu ara­da tab­ya­nın bir ta­ra­fın­da ya­ra­lı olan kar­de­şim Ha­san’ı gör­düm. Ağ­la­ya­rak üze­ri­ne atıl­dım. Kar­de­şim Ha­san ‘Ab­la ağ­la­ma, ana­mız bi­zi bu­gün­ler için do­ğur­du. Ben de de­dem gi­bi şe­hit­lik mer­te­be­si­ne yük­sel­me­yi her za­man is­te­miş­tim. Düş­ma­nı kov­duk ya, gay­rı­sı­na gam ye­mem!’ de­di ve göz­le­ri­ni bir da­ha aç­ma­mak üze­re yum­du...”

kaynak: 08 Kasım 2008 Cumartesi Türkiye Gazetesi / Vehbi Tülek/ Meşhurların son sözleri