Osmanlı Valide Sultanları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlı Valide Sultanları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2011 Cuma

Hayırsever Sultan Gevher Nesibe

Gevher Nesibe Sultan, Selçuklu Hükümdarlarından II. Kılıçarslan’ın kızıdır. Birinci Gıyaseddin Keyhüsrev’in de kız kardeşidir.
Gevher Nesibe Hatun, bir sultan kızıydı ama, o, asıl sultanlığın, “gönül sultanlığı” olduğunu bilir, seven ve sevilen gönüllerde taht kurmanın gerçek sultanlık olduğuna inanırdı...

KARA SEVDAYA TUTULMUŞTU!..
O da sevmişti bir gün... Sarayın panjurları arasında gördüğü yağız benizli, kara kaşlı, genç bir sipahiye gönlünü kaptırıvermişti. Ancak, saray törelerine göre, evlenecek erkeği, kız değil sultan seçerdi. Üstelik, genç sipahinin de gönülcüğü Sultan kızı Gevher Nesibe’ye kaymış, bu sevda, alev alev sürüp giderken, sipahi, bir sefere yolcu oluvermişti...
Bu gidişin dönüşü olmamış, sipahi sınır boylarında aşkla dolu yüreğini, bedeniyle birlikte kara toprağın kara bağrına gömmüş, “kara sevda”ya tutulan Gevher Nesibe’yi gözyaşları içinde bırakmıştı...
O günden sonra, sımsıkı pancurların gerisine çekilen Sultan kızı, sararıp solmağa başlamış, bu da yetmezmiş gibi, üzüntüsünden ince hastalığa (verem) yakalanmıştı. Kardeşi Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev, ülkenin bütün doktorlarını toplamış, ilaçlar yaptırmış; ama nafile!.. Çaresini bulamamışlar bu hastalığın...
Gevher Nesibe Hatun, artık son anlarını yaşamaktadır. Sultan Gıyaseddin son dileğini sorar çok sevdiği kız kardeşine. Gevher Nesibe Hatun da şöyle vasiyet eder:

“ARTIK AHİRET YOLCUSUYUM!..”
“Ben devasız bir derde düştüm, kurtulmama imkân yok, hiçbir hekim derdime çare bulamadı; ben artık ahiret yolcusuyum, eğer dilersen benim adıma bir şifahane (hastane) yaptır! Bu şifahanede bir yandan dertlilere şifa verilirken, bir yandan da çaresi olmayan dertlere çare aransın. Bu şifahane ünlü hekim ve cerrah yetiştirsin. Burada kimseden bir kuruş para alınmasın. Burası benim adıma bir vakıf olsun...”
Evet, bu güzel ve ihlaslı Türk kızının acıklı hikâyesi, muhteşem bir binanın yapılmasına vesile olurken, Kayseri de; bugün Tıp Tarihi Müzesi olarak kullanılan büyük bir Selçuklu eserine kavuşmuş olur...


kaynak: 12 Mayıs 2008 Pazartesi Türkiye Gazetesi / Vehbi Tülek/ Meşhurların son sözleri /

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Kederden sevince Âdile Sultan

Âdile Sultan, Sultan İkinci Mahmud Han’ın kızı, Sultan Abdülmecid Han’ın da kız kardeşidir. Divan edebiyatı şairidir. 1825 yılında, İstanbul’da, Sultan 2. Mahmud ve Zernigar Sultan’ın kızı olarak dünyaya geldi... Babası Mahmud Han da şair bir padişahtı...

KAPTAN-I DERYA İLE EVLENDİ
Âdile Sultan sarayda çok iyi bir eğitim görmüş, daha sonra da Kaptan-ı Derya Mehmet Ali Paşa ile evlenmiştir. Mehmet Ali Paşa daha sonra sadrazam olacak, ama çiftin bu mutluluğu fazla uzun sürmeyecektir. Önce üç çocuklarını kaybederler, daha sonra Mehmet Ali Paşa ölür, son olarak da genç kızı Hayriye Sultan vefat eder...
Ölümlerle sarsılan Âdile Sultan büyük bir kedere gömülür. İşte böyle bir zamanda karşısına, o devrin meşhur evliyasından Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi hazretleri çıkar. Ona gönülden bağlanır ve talebe olur. Tam manasıyla kendini ibadete verir, başına gelenlerin, Allahü tealanın takdiri olduğunu kabul eder ve ona teslim olur. (Gümüşhanevi hazretleri, büyük veli Abdülfettah Akri hazretlerinin, o da Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin talebesidir.)
Âdile Sultan 1898’de yetmiş üç yaşında vefat etti. Bu süre zarfında, İkinci Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, Beşinci Murad ve İkinci Abdülhamid’in saltanatını gördü. Başta babası olmak üzere kardeşleri ve yeğenleri tarafından sevilen ve devlet işlerine karışmayan Adile Sultan, aynı zamanda Osmanlı hanedanına mensup divan sahibi tek kadın şairdir. Türbesi İstanbul Eyüp’te, Bostan İskelesi yakınındadır.

SON GÜNLERDE SÖYLEDİĞİ ŞİİR
Âdile Sultan, vefatından biraz önce, içindeki ilahi aşkı anlatan şu şiiri söylemiştir:

“Aşkta kanun imiş âşıklara cevr eylemek/Âşık oldur kim cefâ-yı yâre sabretmek gerek/Aşk nâz ü şîve evvel gösterir âşıklara /Âşık ol demde ona cânı fedâ etmek gerek/Âşıkın ancak murâdı dostunun maksûdudur/Çekse de bin derd ü mihnet hep sebât etmek gerek/Arzû-yı dü-cihândan geçmedir aşka nişân/Terk-i cân edip reh-i cânâna azm etmek gerek/Âftâb-âsâ bilip her zerresin nûr-ı safâ/Her belâ dosttan gelir kim merhabâ etmek gerek/Havf-ı a’dâ eylemez olan müsellah aşk ile/Yanmadan Hakka erilmez pertev-i tevhîd gerek/Nefsle cehd et tecellî eylesin aşk-ı Hüdâ/Beyt-i kalbi Âdile ma’mûr ü pâk etmek gerek...”


kaynak: 18 Ekim 2008 Cumartesi Türkiye Gazetesi / Vehbi Tülek/ Meşhurların son sözleri /

27 Mayıs 2011 Cuma

Pertevniyâl Vâlide Sultan

Pertevniyâl Vâlide Sultan, Sultan İkinci Mahmûd Hanın hanımı ve Sultan Abdülazîz Hanın annesidir. 1830’dan önce İkinci Mahmûd Hanla evlendi. Oğlu Abdülazîz Hanın tahta geçmesi (1861) üzerine “Vâlide Sultan” unvânını aldı.

KİMSESİZLERE SAHİP ÇIKTI

Oğlu Abdülazîz Hanın, Midhat Paşa ve yandaşları tarafından şehit edilmesi (1876) üzerine inzivâya çekilen Pertevniyâl Vâlide Sultan, küçük çocukları yetiştirmekle meşgul oldu. Birçok kimsesiz çocuğu yetiştirip evlendirdi. Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın hanımı Müşfika Hanımı da bizzat yetiştirmişti.
Bu mübarek hatun, her gün akşam namazını müteâkip secdeye kapanır; “Her şeyi affederim, oğlumun katillerini affetmem” diyerek gözyaşı dökerdi. 1883 senesinde vefât eden Pertevniyâl Vâlide Sultan, Aksaray’da kendi adıyla anılan câminin türbesine defnedildi...
Pertevniyâl Vâlide Sultan, daha çok Aksaray’da yaptırdığı kendi adıyla anılan câmisiyle tanınır. Eser 19. yüzyıl Türk mîmârisinde büyük ölçüde etkili olan eklektik üslupta inşâ edilmiştir. Câmi; yanına yapılan çeşme, muvakkithâne, kütüphâne, mektep, türbe, müezzin odaları ile bir külliye hâlindedir. 1953’te yıkılan türbe 1969’da yeniden inşâ ettirildi. Pertevniyâl Vâlide Sultan, külliyesinden başka bugün Pertevniyâl Lisesi olarak bilinen Mahmûdiye Mektebiyle çeşitli semtlerde birçok çeşme yaptırarak hayır ve iyiliklerinin öldükten sonra da devamını temin etmiştir. Hâtırât’ı İstanbul Üniversitesi Kütüphânesinde mevcuttur.
Pertevniyâl Vâlide Sultan vefat ettiğinde, kendisini sâlih bir kimse rüyâsında güzel bir makâmda gördü ve sordu:
“Yaptırdığın mâbed dolayısıyla mı Allâhü teâlâ seni bu makama yükseltti?” Pertevniyâl Vâlide Sultan:
“Hayır” dedi. O sâlih zât şaşırarak:
“O hâlde hangi amelinle bu mertebeye ulaştın?” diye sordu. Vâlide Sultân şu ibretli cevabı verdi:

“GİT, ŞU KEDİCİĞİ AL!..”
“Çok yağmurlu bir havaydı. Eyüb Sultan Câmii’ne ziyârete gidiyorduk. Yol üzerinde kaldırım kenarında oluşan su birikintisi içinde cılız bir kedi yavrusunun çırpındığını gördüm. Faytonu durdurdum; yanımdaki bacıya:
“Git, şu kediciği al; yoksa zavallı boğulacak!..” dedim. Bacı ise:
“Aman Sultânım! Senin de benim de üstümüz kirlenir” deyip getirmek istemedi.
Ben de onu kırmamak için arabadan kendim inip çamurun içine girdim ve o kedi yavrusunu kurtardım. Kedicik titriyordu. Acıdım ve onu kucağıma alıp, iyice ısıttım. Çok geçmeden zavallıcık canlanıverdi. Allâhü teâlâ bu yüce makamı, işte o kediye olan bu küçük hizmet ve merhametimden dolayı bana ihsân eyledi.”

kaynak:
02 Mayıs 2010 Pazar Türkiye Gazetesi / Vehbi Tülek/ Meşhurların son sözleri /