Mekke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mekke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2011 Cuma

Hanım sahâbî Ümmü Zer

Ümmü Zer Gıfariyye (radıyallahü anhâ) Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden Ebû Zer-i Gıfari hazretlerinin hanımıdır. Sâde bir hayat sürmüşler, zühd ve takvâ çizgisinde bir ömür geçirmişlerdir...

TEREDDÜTSÜZ İMAN ETTİ...
Bir gün Mekke’de putları inkâr eden, insanları Allah’a dâvet eden son Peygamberin çıktığına dair haberler aldılar. Bu sevindirici haberi araştırmak üzere Ebû Zer, kardeşi Uneys’i Mekke’ye gönderdi. Yeni din ve son Peygamber hakkında bilgi edinerek dönmesini istedi. Memleketine dönen kardeşinin getirdiği bilgilerle gönlü tatmin olmayan Ebû Zer, kendisi Mekke’ye gitti. Peygamber efendimizle buluştu ve İslâm’la şereflendi. Bir müddet Mekke’de kalıp İslâm’ı öğrendikten sonra tebliğ etmek üzere kabîlesine döndü. İlk olarak hanımı Ümmü Zer’i İslâm’a davet etti. O da tereddütsüz hemen kabul etti. Kelime-i şehâdet getirerek. İslâm’la şereflendi.
Resûlullah efendimizden ayrı kalmaya dayanamıyorlardı. Hasret ve muhabbeti artık onları durduramadı. Hicret edip, efendimizin huzurunda yaşamak istediler. Hendek Savaşından sonra Medine-i Münevvere’ye hicret ettiler. İki Cihan Güneşi Efendimizin beldesinde yaşamaya başladılar. Mescidinden ayrılmadılar...
Ebû Zer hazretleri, mescidde Efendimizden duyduğu yeni bilgileri hanımı Ümmü Zer’e aktarıyordu. Ümmü Zer de bir hanım sahâbî olarak beyinden çok faydalı ilim öğrendi. Birçok hadis-i şerif nakletti...

MEDİNE’DEN ŞAM’A...
Bu iki Hak âşığı, Resûl-i Ekrem efendimizin dâr-ı bekâ’ya irtihallerinin ardından Medine’den ayrılıp Şam’a doğru yolculuğa çıktılar. Meşakkati ve sıkıntıyı tercih ettiler. Bu arada üç çocuklarını kaybettiler... Şam’da insanların, sünneti seniyye çizgisinden uzaklaştıklarını görünce onları uyarmak üzere Ebû Zer erkeklere, Ümmü Zer de hanımlara çok nasîhat ettiler. Ancak, zühd ve takva üzere yaşayanlar azaldıkça tekrar Medine-i Münevvere’ye döndüler. Fakat bu sefer de Resûlullah efendimizi görememenin hasretine dayanamadıkları için tekrar Medine’den ayrılmak istediler. Hazreti Osman onlara Rebeze’ye gidip yerleşmelerini tavsiye etti. Orada yalnızlık içerisinde iken Ebû Zer vefat eyledi. Ümmü Zer ise tekrar Medine-i Münevvere’ye döndü. Çok geçmeden o da vefât etti. Vefat ederken şunları söyledi:
“Resulullah efendimizden işittim. Buyurdu ki: ‘Ben ve yetimi gözeten, cennette şöylece (iki parmağını birleştirdi) beraberiz.’ Yetim hakkına çok dikkat ediniz.” 


kaynak: 15 Temmuz 2009 Çarşamba Türkiye Gazetesi / Vehbi Tülek/ Meşhurların son sözleri /

Hazreti Rukayye (radıyallahü anhâ)

Peygamber efendimizin kızı hazre-ti Rukayye çok güzel idi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimize, peygamberliği bildirilmeden önce Rukayye, Ebû Leheb’in oğlu Utbe’ye, Ümmü Gülsüm de Uteybe’ye nikâh edilmiş, fakat evlilik gerçekleşmemişti...

RESÛLULLAHA HAKARETİN CEZASI!..
Fahr-i âlem efendimize, peygamberliği bildirilip, insanlar, İslâma dâvet edilmeye başlanınca, Ebû Leheb ve oğulları düşman kesildiler. Cehennemlik oldukları Tebbet sûresinde bildirilen Ebû Leheb ve karısı ile Kureyş’in ileri gelen müşrikleri, Utbe ve Uteybe’ye; “Onun kızlarını alıp yükünü hafiflettiniz. Kızlarını boşayın ki, zahmete düşsün! Size Kureyş’ten istediğiniz kızı alalım!” diye teklif ettiler. Onlar da; “Peki, boşadık!” dediler. Uteybe denilen alçak, daha da ileri giderek, Peygamber efendimizin huzûr-i şerîfine gelip; “Ey Muhammed! Ben, seni ve dînini tanımıyorum. Kızını da boşadım. Artık ne sen beni, ne de ben seni seveyim!” diye hakâret etti. Sonra sevgili Peygamberimize saldırıp, mübârek yakasına yapıştı. Gömleğini yırttı. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz; “Yâ Rabbî! Buna canavarlarından birini musallat et!” buyurdular. Çok kısa bir zaman sonra Uteybe bedbahtını arslan parçaladı.

Bu hâdiseden sonra, Peygamber efendimize vahiy gelerek, hazret-i Rukayye’nin hazret-i Osman ile nikâhlanması emredildi ve evlendiler.
Nübüvvetin beşinci senesinde, Müslümanlara, müşriklerin işkenceleri pek şiddetlenmişti. Peygamber efendimiz, Eshâbının dayanılmaz işkencelere uğramasına çok üzülüyordu. Bu işkenceler her geçen gün daha da şiddetleniyor, merhâmet dolu kalbi, bunlara tahammül edemiyordu. Peygamber efendimizin emriyle Habeşistan’a hicret eden yirmiye yakın sahâbiyle birlikte hazret-i Osman ve hanımı Rukayye de hicret ettiler...

GENÇ YAŞTA VEFAT ETTİ
Peygamber efendimizin Medîne-i münevvereye hicretinin ikinci yılında, hazret-i Osman ve hanımı Medîne’ye geldiler. Hazret-i Rukayye, Medîne’de hastalandı. O sırada Bedir Gazâsı için hazırlık yapılmış, hazret-i Osman’ın hanımıyla meşgûl olması emredilmişti. Peygamber efendimiz ve şanlı Eshâbı müşriklerle çarpışmak üzere Bedir’e gittiler. Onlardan zafer müjdesi geldiği gün, hazret-i Rukayye, 22 yaşında Hakkın rahmetine kavuştu... 



kaynak: 17 Ağustos 2009 Pazartesi Türkiye Gazetesi / Vehbi Tülek/ Meşhurların son sözleri /

Hazreti Zeyneb (radıyallahü anhâ)

Hazreti Zeyneb, Resûl-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizin en büyük kızıdır. Mekke’de dünyaya geldi. Gelinlik çağa gelince Hadice validemiz onu yeğeni Ebû’l-âs bin Rebî’ ile evlendirdi. Ebû’l-Âs bir sefere gitmişti. O günlerde Resûl-i Ekrem Efendimize Peygamberliği bildirildi. İlk iman edenler, hanımı Hadice ile kızları Zeyneb, Rukayye ve Ümmü Gülsüm oldu...

“BABAN YALAN SÖYLEMEZ...”

Ebû’l-Âs seferden dönüp Mekke’ye girince; Resûl-i Ekremin peygamber olduğunu duydu. Evine vardığında hanımı Zeyneb’e ilk olarak; “Baban Peygamber olmuş öyle mi?” diye sordu. O da; “Evet! Ben de Müslüman oldum. Ey benim sevgili efendim, sen de inanır mısın?” dedi. Ebû’l-Âs; “Vallahi baban Muhammedü’l-Emin’dir. O şaka bile olsa yalan söylemez. Ancak ben, ‘karısını hoşnut etmek için atalarının dinini terk etti’ dedirtmek istemiyorum” diye cevap verdi...
Resûl-i Ekrem Efendimiz Medine’ye hicret edince, Hazreti Zeyneb’in kocası onun Medine’ye gitmesine izin vermedi. Bedir Harbinde Ebû’l-Âs, müşrikler safında idi ve esir edildi. Esirler fidye karşılığı serbest bırakılacaktı. Ebû’l-Âs Mekke’de hanımı Zeyneb’e haber gönderdi. O da bir miktar para ile annesinin hediye ettiği gerdanlığı, kolyeyi gönderdi. Bunlar Ebû’l-Âs’ın fidyesi olarak Resûl-i Ekrem Efendimize takdim edildiğinde çok duygulandı. Mahzun oldu. Eshâbına; “Eğer uygun görürseniz bunu geri verelim. Bu Hadice’nin hatırasıdır” buyurdu. Ebû’l-Âs’a gerdanlık ve para geri verildi. Yalnız Mekke’ye vardığında Zeyneb’i Medine’ye göndermek üzere söz alındı. Zira yeni gelen bir vahiyle; “Müslüman hanım, müşrik erkeğe haram kılınmıştı.” (Mümtehine Sûresi: 10) O da söz verdi ve sözünde durdu. Mekke’ye varınca çok sevdiği Zeyneb’ini Medine’ye uğurladı. Hazreti Zeyneb Medine’de huzur ve saâdete kavuştu...

O DA MÜSLÜMAN OLDU...

Ebû’l-Âs Hicretin 6. yılında ticaret kervanıyla Şam’dan dönerken Medine civarında Müslümanlar tarafından yakalandı. Fakat şehre gelince ellerinden kurtuldu ve Zeyneb’in yanına geldi. O da Resûl-i Ekrem Efendimize bildirdi. İki cihan güneşi Efendimiz Eshab-ı Kirama; “Uygun görürseniz, Ebû’l-Âs’ın bütün mallarını ve arkadaşlarını geri veriniz!” buyurdu. Bu hadise Ebû’l-Âs’a çok tesir etti. Oracıkta Müslüman oldu. Fakat Zeyneb’in sevinci kısa sürdü. Aradan bir sene geçmişti ki, hastalanıp yatağa düştü. 8. hicri senede 30 yaşlarında iken Hakk’ın rahmetine kavuştu.


kaynak: 16 Ağustos 2009 Pazar Türkiye Gazetesi / Vehbi Tülek/ Meşhurların son sözleri /